Necati Eker

2014 yapımı “Arınma Gecesi: Anarşi” filminde senenin bir günü suç işlemek serbesttir. Gecenin arifesinde herkes işlerinden çıkıp evine gecikmemeye bakar ve adeta bir bayram tebriği gibi “stay safe” diyerek vedalaşırlar. 2023 Amerikası’nda geçen hikayede hiç suç işlenmemekte, işsizlik seviyesi minumum seviyede ve neredeyse hiç yoksul yoktur. Bu denge ise işte bu arıınma gecesi sayesinde sağlanmaktadır. İnsanlar bu kutsanmış günde cinayet işleyerek arındıklarını düşünmektedirler. Sokağa çıkıp çatışma riskini göze alamayan zengin kesim ise o gün için cinayet işleyebilecekleri kurbanları para ile satın alırlar. Tüm bunlar hükümetin yoksulları katletme politikasından başka bir şey değildir.

Kareler ve Sayfalar Kitap Sayfası

Son derece yorucu geçen günlerin ardından, en sonunda biraz uyumayı başardığım bir günün akşamında Bozadam’ı okumaya başladım ve ertesi gün kitabı bitirdim. İthaki Yayınları’nca Eylül 2014 yılında basılan roman, yazar Ömer İzgeç’in ikinci kitabıymış. Yazarla bu kitabı sayesinde tanıştığım için -miş’li geçmiş zaman ekine sahip bir cümle kurmuş oldum. (İkinci -miş’li geçmiş zaman da aramızda!)

Belirli bir zaman ya da mekanda geçmeyen, fantastik türde bir kurguya sahip olan Bozadam’da karşımıza on iki yaşında, anne ve babasını acı bir şekilde yitirmiş ancak bir şekilde hayatta kalmayı başarmış olan Es adlı genç kahramanımız çıkıyor. Es, ailesini ondan alan salgının kuşattığı Ada’dan, Büyükanne ve Büyükbaba’nın yanına, Anayurt’a gidiyor ve hayatına burada devam etmeye başlıyor.

İzmir’deki Yakın Kitapevi’nin Yakın Okuma Grubu, Ekim kitabı olarak Bozadam’ı seçti. Okuma grubu, şair/yazar Yıldız İlhan önderliğinde yürütülen toplantılarında ayın kitabını tartışıyor. 15 Kasım 2014 tarihinde Yakın Okuma Grubu ve İzmirli diğer okurlarla Bozadam’ı konuşmak üzere bir araya geldik. Sohbet Özlem Yılmaz’ın kitap üzerine yazdığı metnin okumasıyla başladı. Keyifli bir muhabbet oldu.

Özlem Yılmaz’ın metni:

“İlk cümle ah o ilk cümle. Kendimi nerede bulacağımı bana gösteren hep o ilk cümle. “ Babası bir cesetti.” Düştüm vebanın ortasına.Salgının ıssızlığı.Hem de bir adada .Bir ev bile hisseder mi vebayı? Hisseder.”Küf tutmuş duvarlar gıcırdar ahşap ev vebanın hışmına direnen bir beden gibi inler” Ve bir film karesi gibi canlanır Es’in “meşum bir rüyadan çıkma bu görüntüleri izlerken kayığa vuran dalgaların sesiyle “ daldığı o huzursuz uyku gözünüzün önünde. Bela Tarr’ın Karhozat filmi canlandı gözümde.

Eylül Antakyalı

Râvi’nin “Sağırlara anlatılmış; körün gördüğü” sözüyle karşılıyor bizi kitap. Masalsı ve metaforik bir anlatımı var Bozadam’ın. Anlatılanlar her ne kadar belirsiz bir çağa ait dursa da kullanılan metaforlar tüm zamanlara yayılabilecek kadar güçlü. İnsanın varlık ve hakikat arayışı, her daim kendini var kılabilen s/imgeler üzerinden anlatılıyor: Orman, Ada, Karanlık, Işık, Ateş, Göl… “Vebanın sokulduğu evler işaretlenirdi ve etrafına bir duvar örülürdü. İçeridekiler kendi başlarına ölsünler diye. Ölüme direnen, vebanın yapışkan kollarından sıyrılabilenler ise içleri boşalmış birer et yığınına dönüşürdü. Kara Ölüm iyi ya da kötü ayırt etmiyordu.”

Dün, bugün ve yarın… Ejderhalar, aynalar ve bilgeliğe giden yolda suskun arayışlar… Ömer İzgeç’in romanında bize eşlik ediyorlar.

Üç ayrı zaman diliminde, birbirinden farklı ama aynı, bağımsız ama bağlı kahramanları ile yolculuğa çıkıyoruz. Osmanlı devrinde pek de sıradan olmayan bir cellat, günümüzde beyazdan nefret eden bir ressam ve gelecekte gerçeği arayan bir dedektif ile.

iRo’dan kızlarla gittiğimiz kitap fuarından almıştım bu kitabı, kapaktaki resimden ve isminden etkilenerek.  Arka kapaktaki vaatkar tanıtım ve yayınevinin Ayrıntı olması da kitabı benim için iyice cazip kıldı. Geçtiğimiz iki ayı 1200 küsür sayfalık bir Yaşar Kemal okuması ile geçirdikten sonra yeni iRo romanına başlamadan önce bu romanı okumaya karar verdim.

Üç farklı dönemde geçiyor öykümüz. Aynalı Ejderler denen gizemli bir tarikatın izinde, geçmiş, bugün ve gelecek üzerinde yürüyen fantastik bir kurgu. Okuması rahat, kurgusu düzgün, güzel bir ilk roman. II. Murad devrinde yaşayan Cellat, gelecekte gerçekleşen bir cinayetin peşindeki bir dedektif ve günümüzde yaşayayan yeri deli bir yazar.  Birbiri ile paralel giden bu öyküler kitabın sonunda çemberin kapanması ile tamamlanıyor.

Necati Eker

Orhan Pamuk’un “Kara Kitap” ı bir epigrafla başlar: “Epigraf kullanmayın çünkü yazının içindeki esrarı öldürür.” Adli, hemen altında başka bir epigraf cevap verir: “Böyle ölecekse, öldür o zaman sen de esrarı, esrar satan yalancı peygamberi öldür!” Bahti ve roman boyunca diğer bölümlerin başında da epigraflar bulunur ve yazının esrarı hiç ölmez. Tıpkı “Kara Kitap” gibi “Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu” da her bölümün başında olmasa da bazı bölümlerin başında epigraflar kullanıyor ve üstelik bu epigrafları başka kitaplardan değil yine kendi içinden alıyor. Bunun esrarı öldürmediğini bilakis heyecanı tetiklediğini söyleyebiliriz. Ayrıca Ömer İzgeç’in cümlelerinde, Orhan Pamuk cümlelerine benzer, ne anlatsa okunur cinsinden bir sihir var. Bunun üstüne sağlam bir kurgu da eklenince tadından yenmiyor.