Çünkü Dil, Belirsizliğin Şiiridir (BirGün Kitap, 1 Mayıs 2015)

Resim_1425916875Gökhan Yavuz Demir “Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği” başlıklı çalışmasında dil bilimi, felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi dallardan damıttığı bilgileri bir kuram kitabından beklenmeyecek akıcılıkta aktarıyor. Kitap, başlığının da önerdiği gibi dilin belirsizliği gibi devasa bir konuyu ele alıyor.

Dilin Belirsizliği

Belirsizlik birçok ihtimali yamacında barındırarak, kesinliğin dengesini alaşağı edip özgürlüğün tohumlarını her bir yana serpiştirerek, dünyayı istikrarsız kılabilen bir kavramdır. Dilin belirsizliğinin incelenmesi de daha ilk etapta bizi tekinsiz bir paradoksun içine fırlatıyor. Doğa, insan, uzay, hayat gibi konularda konuşurken dili kullanırız. Benzer şekilde dil hakkında konuşurken de dili kullanırız. Bir başka konuda söz söylerken, söylemimizin nesnesiyle aramıza bir mesafe koyabilirken, dil hakkında dilin dışında, mesafeli bir noktadan konuşmak mümkün değildir. Bu ise başladığımız noktadan itibaren bir belirsizliğin ilanıdır. İlk satırlarından itibaren bu zorluğa okurunun dikkatini çeken Demir, dilin ve belirsizliğin tanımını yapabilmek için Batı felsefesinin başlangıcına dönüyor. Aristocu bir çıkarım basite indirgeyerek, eksilterek ama açık bir şekilde dildeki belirsizliğin doğasını şöyle tanımlıyor:

“Çünkü adlar ve ifadelerinin toplamı sonludur, halbuki şeyler sonsuz sayıdadır. O vakit, aynı ifadenin ve tek bir kelimenin birçok anlamı olması kaçınılmazdır.”

Gökhan Yavuz Demir sonrasında dil, düşünce ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi incelerken kavramların gerçeklikle ilişkilerinin sahici bir ilişki olmadığını söyleyen Nietzsche’ye varıyor.

Nietzsche’ye göre, esasında dilin gerçeklikle hiçbir teması yoktur; dilin yalnızca kendi kendisiyle teması vardır.”

Bu bağlamda Nietzsche, dilin gerçeği çarpıtarak bir belirsizlik yarattığı fikrinin bir yanılsama olduğunu söylüyor. Çünkü dilin, kendisinden başka çarpıtabileceği bir şey yoktur. Dilin yarattığı belirsizlikle, yalnızca hakikatin bir yorumu olduğunu söyleyebiliriz. Dil, bununla da kalmayıp mantığın özdeşlik ilkesinin önerdiği “bir şeyin ya a yahut b olması” durumunu alaşağı eder. Çünkü dilde “hem-hem de” söz konusudur, bir şey hem a hem de b olabilir. Özdeşlik ilkesinin inkârı olan dil bu bakımdan rasyonel değildir. En basitinden, birden fazla anlamı olan bir kelime, ifade veya cümle belirsizdir. Böyle bir durumda, kişinin dili özensiz kullandığı, ya da söz konusu olan dilin yetersizliği gibi bir düşünceye sığınabilinir. Oysa kitabın ana ekseni olan bu belirsizlik, dilin olağan bir unsurudur. Mantıkçı pozitivizmde dilin gerçekliği yansıttığı, resmettiği savunulur. Aslında bu da bir temenniden öte bir şey değildir. Burada bahis konusu olan fiziğin, bilimin dilidir. Zaman, mekân ve hatta evrenin belirsiz olduğunu gösteren Einstein’la beraber bu görüşün de ağır bir darbe aldığı söylenebilir. Belirsizlik, kuantum fiziğindeki gelişmelerle beraber artık fiziğin de bir problemi haline gelmiştir. Bu bağlamda Demir, doğa bilimlerindeki matematiksel kesinlik idealini sosyal bilimlere taşımak isteyen Condorcet ve ardıllarının çalışmalarının zayıf noktalarını ortaya koyuyor. Konunun genişliğine rağmen Demir, okuyucusunu metne bağlayıp bu farklı düşüncelere gebe tartışmalarda onun yolunu kaybetmesine bir anlamda engel de oluyor. Bu çalışmanın kuvvetli yönlerinden birinin de bu yol gösterici üslûp olduğunu düşünüyorum.

Belirsizliğin Çoğulculuğu

Metin her ne kadar dile, ondaki belirsizliğe odaklanıyor gibi görünse de üzerinde durduğu kavramlar hakkında felsefî ve hatta yer yer politik tartışmalara da yer veriyor. Mesela ilk etaptan çoğu zaman olumsuz bir intiba yaratan “belirsizliğin” aslında bir avantaj olduğunu savunuyor. Belirsizlik kapsayıcı ve çoğulcudur. Mutlağın, zorunluluğun peşinde olan iktidarın aksine belirsizlik öteki anlamları kapsayan, farklı olana yaşama şansı veren bir olgudur. Güven ve istikrar adına bizlere tek bir dil, tek bir hayat formu, tek bir içerik ve anlam sunan kesinlik, bu çoğulcu belirsizliğin getirdiği sağlıklı gerilimleri de budar.

Kesinliğin dili ise monologdur. Metin, bilhassa yakın politik tarihin insalığın başına gelen büyük felaketlerin müsebbibinin belirsizlikten ziyade bu belirsizliği ortadan kaldırmak arzusuyla harekete geçen kesinlik arayışları olduğuna da dikkat çekiyor.

Söz, aslında bünyesindeki belirsizlikle (çoğullukla) söylenenden fazlasını içermektedir. Kitaptaki Ellul’den bir alıntı şöyle:

“Konuşma anı ile konuşmanın alınma anı arasında sembol, metafor ve analoji doğar.”

Konuşmanın yerini yazın aldığında ise bu etki katmerlenerek biraz ürkütücü ama aslında farklı gerçeklere pencereler açan üretken bir hale dönüşüyor. İyi bir edebiyat metni okuma eylemi sona ermesine rağmen okuyucunun zihninde yolcuğuna devam edip, farklı anlamlarla kendini yeniden ve sürekli inşa eder. Sanatsal bir üretim olan yazında, dil sonlu yapısıyla sonsuz ifade imkânlarını bünyesinde barındırır. Kitabın her sayfasında dilin, anlamının mantıksal olarak sabitlenme çabalarına direndiğine şahit oluyoruz. Anlamın, aslında tam da bu belirsizliğin bahçesinde yeşerdiğini görüyoruz. Çünkü dil hem ifşa edici hem de gizleyicidir. Metafor, alegori gibi kavramlar edebi yapıtlarda her daim kullanılmıştır. Bu formlar bize gerçeklik hakkında yeni şeyler söyler. Bu da elimizdeki metnin ana ekseni olan “belirsizliğin olumlu, üretici ve çoğaltıcı” kullanımıdır. Borges, Kafka, Beckett gibi bu formları kullanan yazarların metinleri, çoğul anlamların üretildiği incelemelerde defalarca incelenmiştir. Demir’in bu bilgilerin ötesine geçip felsefeyle harmanlayarak damıtıp bize sunduğu kavramların, edebiyat fakültelerindeki tez çalışmalarına önemli katkıları olabileceğini düşünüyorum. Türkçe dil yapısı gereği zaten mistik bir belirsizliği, çok anlamlılığı bünyesinde barındırıyor. Dilin bu avantajını da kullanıp, onun yapısındaki müphemlikten beslenerek farklı anlatı arayışlarının peşine düşmüş bazı çağdaş Türkçe yazarlarının metinlerinin belirtilen kavramlar eşliğinde incelenmesi edebiyatımıza farklı yorumlar getirmeye, onun zenginleşmesine katkı sağlayacaktır. Atıllığın, güncelin, maddî olanın ve menfaat çarklarının arasında neredeyse yoka indirgenmiş edebiyat eleştirisi muhataplarının böyle bir yola girmeyeceklerini bilmek de bir sızı olarak kalacaktır.

Gökhan Yavuz Demir, zihin açıcı ve yer yer zorlu bir okuma serüveniyle belirsizliğin kudretini bize aşikâr kılıyor. Yazarın oyuncu anlatım tarzı, özellikle kimi geçişlerde parıldayan zekâsı ve kapsamlı kavrayışı her yönden zengin bir okuma serüveni vaat ediyor.

BirGün Kitap Eki, 1 Mayıs 2015