Hande Ortaç
altZine.net ve altKitap.com yazarlarından biri olan Ömer İzgeç’in ilk romanı “Fevkalbeşer Sair ve Suskunluğu” yazıldıktan tam 9 yıl sonra yayınlandı.
Bu romanın ilk 3 bölümü 2003 yılında altzine’de birer ay arayla üçleme olarak yayınlanmış ve öykü olarak başlayan bu hikayenin daha uzun soluklu bir çalışmaya evrileceğini anlayan İzgeç, 2003 sonunda romanını tamamlamış. Fakat o dönem yayınlanma şansı bulamayan dosya gün yüzüne çıkmak için Nisan 2012’yi beklemek durumunda kalmış. Ayrıntı Yayınları tarafından basılan bu ilk kitap 3 farklı zamanda Aynalı Ejder Tarikatı’nın peşinde olan 3 farklı kişinin hikayesini anlatıyor.

Serap Çakır

Ömer İzgeç’in ilk kitabı farklı zamanlarda ilerleyen paralel hikayelere sahip. IV. Murat döneminde yaşamış bir cellat; günümüzde yaşayan yarı-deli bir yazar; gelecekte gerçekleşen cinayetin peşinde bir dedektif…

Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu, Ömer İzgeç’in ilk roman verimi. Hatta seksen doğumlu bu genç yazarın eserini 2003 yılında tamamladığını da söyleyebilirim. Yani üzerinden dokuz yıl gibi bir süre geçtikten sonra Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanıyor. Buraya kadar her kitabın başına gelen belli başlı serüvenleri geçirdim aklımdan. İyi bir yayınevini bekledi; eser doğru yayıneviyle buluşamadı; yazar çekingendi. Sonra zamanla zamansızlık arasındaki o ince çizgiye tutuldum. Bunda romanın sayfalarını karıştırmamın da büyük etkisi oldu. Zira Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu zamandan çok zamansızlıkla ilgili bir eser, zamanın uzunluğuna ya da kısalığına değil olmayışına odaklanmak gerekiyor.

Asuman Kafağolu-Büke

İyi bir roman okumaya başladığınızda daha önce gitmediğiniz bir dünyaya adım atmış gibi olursunuz. Sözcükler, etrafınızda bir dünya örmeye başlar. Nasıl bir mekân, ne zaman, hangi karakterler derken, her okurun kendi başına keşfettiği bir dünya ortaya çıkar. Yazının sonunu beklemeden söyleyeceğim, bu hafta nefis bir roman okudum. Daha önce adını duymadığım yeni bir yazarın, ilk romanı. Romanın adı da dikkat çekici: ‘Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu’.

yucel2003 yılında henüz otuz dört yaşındayken aramızdan ayrılan Yücel Balku ardında iki öykü kitabı, vefatından sonra kitaplaştırılan denemeler ve şiirler bırakmıştı. Birçok okuyucu, yazarı bir dönemin kendi kitlesini yaratabilmiş Hayalet Gemi dergisi vasıtasıyla tanımıştı. Farklı türden metinleri vefatından sonra, yazar Murat Gülsoy öncülüğünde Sükût Ayyuka Çıkar – Bitmemiş Külliyat başlığı altında toplanıp kitaplaştırılmıştı. Erken ölümünün ve kısa hayatına sığdırabildiği sınırlı ürünün bir sonucu olsa gerek, Yücel Balku’nun eserleri edebiyatımızda yeterince okunup konuşulmadı. Oysa, farklı ögeleri barındıran öykü dünyası Yücel Balku’yu çağdaşı birçok yazardan ırak, üzerine konuşulması gereken bir noktaya taşımıştır.

aci-dusler-bulvari974398583Suç Edebiyatı
Hayatının büyük bir kısmını radyo operatörlüğü yaptığı gemilerde dünyayı gezerek geçirmiş olan Cumhur Orancı’nın Acı Düşler Bulvarı isimli romanı Ayrıntı Yayınları tarafından 2012 yılında kitaplaştırılmış. Acı Düşler Bulvarı özellikle bizim edebiyatımızda üvey çocuk muâmelisi gören polisiye kurgunun güzel bir örneğini sunuyor. Daha fazla ilerlemeden önce bu “polisiye” tanımının üzerinde durulması gerektiği kanısındayım. Bu tür romanları “Suç Edebiyatı” olarak tanımlamanın daha uygun olacağını düşünüyorum. Zira böylesi bir tanımla, odağı iyi tarafı simgeleyen polisten alıp biraz daha orta bir noktaya çekiyor. Adâletin yerini bulmasından, suçlunun yakalanmasından, beylik iyi-kötü tanımlamalarından ziyade suçun kendisi üzerine düşünmemizi sağlıyor. Böylece insan ruhunun arkeolojisini yapmak için daha önyargısız bir mecra inşâ ediyor.

(Medeniyet Çağının Maskaraları – Ömer İzgeç, bianet, Aralık 2013)
Translated by: Mehmet Atıf Ergun

Monkeys were thrown peanuts at, lamas were taken photos of, children petted enslaved animals in circuses, all the while tired horses were taking lovers on promenades. The modern human had forgotten about its[1] animalcompanions. The orientals[2] of modern humans were the four legged people[3].

Everything started with the invention of the wheel. …[4] Humans domesticated its animal companions and used them increasingly in everyday jobs. With time, without even noticing it, the arrogant human had started to perceive animals as objects…

345823Bir yabancı, Ali İhsan

Romancılığımızda son dönemlerde hikâyenin üslûptan daha öne çıktığı söylenebilir. Anlatım biçiminin hikâyenin gerisinde kalmasını farklı nedenlerle açıklamak mümkün. Görünen o ki çoksatan olgusunun son yıllarda ülkemizde karşılığını bulmasıyla birlikte revaçta olan konulara eğilen ve hızlı tüketilebilen metinler okuyucuları olduğu kadar yazarları ve yazar adaylarını da cezbediyor. Edebiyatın dönüştürücü gücünün yerini oyalayıcılığa ve müşterek olana dahil olma dürtüsüne bıraktığı böylesi bir ortamda, yazının özünde olan dil işçiliğinin, üslûp arayışının önemlerini kaybettiği görülüyor. Edebiyatı insan ruhunun arkeolojisini yapmak, özde olanı anlamak, haksızlığın ve zulmün karşısında direnmek için bir araç belleyen yazarlar ise her daim olduğu gibi bir vaha etkisi yaratıyor. Bu yazarlar anlattıklarına olduğu kadar biçeme de özen gösterip, her cümlenin üzerinde itinayla sebat ederek ve anlatılarıyla uyumlu bir dilin izini sürmekte direterek gerçek edebiyatın neferliğini üstleniyorlar. Son dönem romancılarımızdan Hüseyin Kıran, Barış Bıçakçı ve Ayhan Geçgin bunlardan birkaçı.