Necati Eker

Orhan Pamuk’un “Kara Kitap” ı bir epigrafla başlar: “Epigraf kullanmayın çünkü yazının içindeki esrarı öldürür.” Adli, hemen altında başka bir epigraf cevap verir: “Böyle ölecekse, öldür o zaman sen de esrarı, esrar satan yalancı peygamberi öldür!” Bahti ve roman boyunca diğer bölümlerin başında da epigraflar bulunur ve yazının esrarı hiç ölmez. Tıpkı “Kara Kitap” gibi “Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu” da her bölümün başında olmasa da bazı bölümlerin başında epigraflar kullanıyor ve üstelik bu epigrafları başka kitaplardan değil yine kendi içinden alıyor. Bunun esrarı öldürmediğini bilakis heyecanı tetiklediğini söyleyebiliriz. Ayrıca Ömer İzgeç’in cümlelerinde, Orhan Pamuk cümlelerine benzer, ne anlatsa okunur cinsinden bir sihir var. Bunun üstüne sağlam bir kurgu da eklenince tadından yenmiyor.

Hande Ortaç
altZine.net ve altKitap.com yazarlarından biri olan Ömer İzgeç’in ilk romanı “Fevkalbeşer Sair ve Suskunluğu” yazıldıktan tam 9 yıl sonra yayınlandı.
Bu romanın ilk 3 bölümü 2003 yılında altzine’de birer ay arayla üçleme olarak yayınlanmış ve öykü olarak başlayan bu hikayenin daha uzun soluklu bir çalışmaya evrileceğini anlayan İzgeç, 2003 sonunda romanını tamamlamış. Fakat o dönem yayınlanma şansı bulamayan dosya gün yüzüne çıkmak için Nisan 2012’yi beklemek durumunda kalmış. Ayrıntı Yayınları tarafından basılan bu ilk kitap 3 farklı zamanda Aynalı Ejder Tarikatı’nın peşinde olan 3 farklı kişinin hikayesini anlatıyor.

Serap Çakır

Ömer İzgeç’in ilk kitabı farklı zamanlarda ilerleyen paralel hikayelere sahip. IV. Murat döneminde yaşamış bir cellat; günümüzde yaşayan yarı-deli bir yazar; gelecekte gerçekleşen cinayetin peşinde bir dedektif…

Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu, Ömer İzgeç’in ilk roman verimi. Hatta seksen doğumlu bu genç yazarın eserini 2003 yılında tamamladığını da söyleyebilirim. Yani üzerinden dokuz yıl gibi bir süre geçtikten sonra Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanıyor. Buraya kadar her kitabın başına gelen belli başlı serüvenleri geçirdim aklımdan. İyi bir yayınevini bekledi; eser doğru yayıneviyle buluşamadı; yazar çekingendi. Sonra zamanla zamansızlık arasındaki o ince çizgiye tutuldum. Bunda romanın sayfalarını karıştırmamın da büyük etkisi oldu. Zira Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu zamandan çok zamansızlıkla ilgili bir eser, zamanın uzunluğuna ya da kısalığına değil olmayışına odaklanmak gerekiyor.

Asuman Kafağolu-Büke

İyi bir roman okumaya başladığınızda daha önce gitmediğiniz bir dünyaya adım atmış gibi olursunuz. Sözcükler, etrafınızda bir dünya örmeye başlar. Nasıl bir mekân, ne zaman, hangi karakterler derken, her okurun kendi başına keşfettiği bir dünya ortaya çıkar. Yazının sonunu beklemeden söyleyeceğim, bu hafta nefis bir roman okudum. Daha önce adını duymadığım yeni bir yazarın, ilk romanı. Romanın adı da dikkat çekici: ‘Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu’.

yucel2003 yılında henüz otuz dört yaşındayken aramızdan ayrılan Yücel Balku ardında iki öykü kitabı, vefatından sonra kitaplaştırılan denemeler ve şiirler bırakmıştı. Birçok okuyucu, yazarı bir dönemin kendi kitlesini yaratabilmiş Hayalet Gemi dergisi vasıtasıyla tanımıştı. Farklı türden metinleri vefatından sonra, yazar Murat Gülsoy öncülüğünde Sükût Ayyuka Çıkar – Bitmemiş Külliyat başlığı altında toplanıp kitaplaştırılmıştı. Erken ölümünün ve kısa hayatına sığdırabildiği sınırlı ürünün bir sonucu olsa gerek, Yücel Balku’nun eserleri edebiyatımızda yeterince okunup konuşulmadı. Oysa, farklı ögeleri barındıran öykü dünyası Yücel Balku’yu çağdaşı birçok yazardan ırak, üzerine konuşulması gereken bir noktaya taşımıştır.

aci-dusler-bulvari974398583Suç Edebiyatı
Hayatının büyük bir kısmını radyo operatörlüğü yaptığı gemilerde dünyayı gezerek geçirmiş olan Cumhur Orancı’nın Acı Düşler Bulvarı isimli romanı Ayrıntı Yayınları tarafından 2012 yılında kitaplaştırılmış. Acı Düşler Bulvarı özellikle bizim edebiyatımızda üvey çocuk muâmelisi gören polisiye kurgunun güzel bir örneğini sunuyor. Daha fazla ilerlemeden önce bu “polisiye” tanımının üzerinde durulması gerektiği kanısındayım. Bu tür romanları “Suç Edebiyatı” olarak tanımlamanın daha uygun olacağını düşünüyorum. Zira böylesi bir tanımla, odağı iyi tarafı simgeleyen polisten alıp biraz daha orta bir noktaya çekiyor. Adâletin yerini bulmasından, suçlunun yakalanmasından, beylik iyi-kötü tanımlamalarından ziyade suçun kendisi üzerine düşünmemizi sağlıyor. Böylece insan ruhunun arkeolojisini yapmak için daha önyargısız bir mecra inşâ ediyor.

(Medeniyet Çağının Maskaraları – Ömer İzgeç, bianet, Aralık 2013)
Translated by: Mehmet Atıf Ergun

Monkeys were thrown peanuts at, lamas were taken photos of, children petted enslaved animals in circuses, all the while tired horses were taking lovers on promenades. The modern human had forgotten about its[1] animalcompanions. The orientals[2] of modern humans were the four legged people[3].

Everything started with the invention of the wheel. …[4] Humans domesticated its animal companions and used them increasingly in everyday jobs. With time, without even noticing it, the arrogant human had started to perceive animals as objects…