Büşra Akova ve Ömer İzgeç aralarında gerçekleştirdikleri edebiyat sohbetlerini bianet için derliyor. Hemsohbet adını verdikleri ilk sohbet Barış Bıçakçı’nın kitapları etrafında dönüyor.Hemsohbet Osmanlıca – Farsça kökenli bir kelime, sohbet eden, arkadaş anlamına geliyor.

Konu Bir Dersim Hikayesi seçkisindeki öyküsünden başlıyor, üslubu üzerinden devamla “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”, “Sinek Isırıklarının Müellifi”, “Aramızdaki En Kısa Mesafe” gibi eserlerine ulaşıyor. Bu arada François Truffaut, Michael Ende Ursula K. Le Guin ve J. D. Salinger’i de anıyorlar.

Ömer İzgeç: Murathan Mungan’ın Bir Dersim Hikâyesi seçkisinde Barış Bıçakçı, konuyu bir çocuğun bilinçaltındaki tezahürü şeklinde işler. Başkarakter, yeni bir futbol topu almak istemektedir. Teyzesinden ve annesinden bunun için istediği parayı alamayan çocuk mutfaktan bir ekmek bıçağı kapar ve küçük kuzenlerinin oynadığı odaya gidip, ardından kapıyı kilitler. “Para verin bana!” diye bağırır dışarıya ve eğer istediğini vermezlerse, çocukları keseceğini söyler. Dışarıdakiler kapıyı zorlayınca “Para istiyorum,”diye ekler, “vermezseniz çocuklarınızı keserim, size 38’i yaşatırım.” Dışarıdakiler kapıyı açması için yalvarır. Çıkması için, ama nereden?

Bu öykü, yaşananların acısına ek olarak edebiyatın gücünü de iliklerimize kadar hissettirerek seçkideki birçok metinden ayrılıyor. Barış Bıçakçı’nın yazar olarak kendini gereğinden fazla önemseme tuzağına düşmeden, önemli şeyler hakkında kelâm ederken dingin, rafine bir üslubu koruyarak yazdığını düşünüyorum. Kavramların etrafında, onlara dokunarak kirletmeden, sömürmeden ve sakince dolanırken mizahı da katıştırmayı ihmal etmiyor. Oldukça da iyi yapıyor bunu bence.

FullSizeRenderZeynep Uzunbay ikinci romanı Yokuş Aşağı Portakallar’da bir kasabada kesişen hayatları, eşine az rastlanacak bir duyarlılık ve kavrayışla anlatıyor. Metinde, yazarın gergef gibi işlenmiş tartımlı diline farklı anlatım tarzları eşlik ediyor.

Kasaba ve Kadın

Çeşitli karakterlerin dönüşümlü konuştuğu anlatıda, kişilerin hikâyelerinin arka plânında kasaba yaşantısının gerçekleri kuruluyor: çıplak ayakla kilometrelerce yol yürüyerek okula giden öğrenciler; hayatlarını karınları burnunda devamlı gebe geçiren, süpüren, yıkayan, pişiren, yediren, toplayan ancak bilmeleri, konuşmaları yasak, ağlamaları serbest kadınlar; kirleten sonra da dönüp siz kirsiniz diyen, gücünü yalnızca erkek olmasından alan, yok sayan erkekler.

Yazarın cesedinin yanında tuğla var. Sus tuğlası. Nasıl ki kaldırım taşının hakikatini ona başını koyan evsizler bilir, sus […]

Bozadam (İthaki Yayınları, 1. Baskı Eylül 2014) Basın Bülteni: Ömer İzgeç belirsiz bir zamanda ve mekânda geçen bir hikâye […]

Anam, “Biz,” derdi, “kâinatın ufak bir misâliyiz. Bir zerre. Ama zerredir, yok sayamazsın.” Yıldızlara baktım. Anamı yıldızların birine […]

BozadamSöyleşi: Öznur Özkaya

Ömer İzgeç ile Bozadam’ı, ülkemizdeki fantastik algısını, bu türde yazmanın zorluklarını konuştuk ve tabi ki fantastik diyarlara savrulduk. Belirsiz bir zaman ve makanda iç içe geçen hikayelerde kaybolduk. Ormanda büyüklerden uzak tek başlarına yaşayan çocukların, bitkileriyle kendi rayihalı evrenini kurmuş Aktar’ın, topraklarından sürülen bir ırkın, yonttuğu kuklalarıyla hüzünlü bir oyun sahneleyen Büyükbaba’nın ve bir ırmağın ayırdığı âşıkların hikâyeleri…

“Önce ağaçlardan, kuşlardan, parslardan ve diğerlerinden ayrı gördük kendimizi. Bir süre sonra içinden çıktığımız ormanı bir tehdit olarak algıladık. Aslına bakarsan, her şey böyle başladı.”