Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu Üzerine Notlar*

Hande Ortaç
altZine.net ve altKitap.com yazarlarından biri olan Ömer İzgeç’in ilk romanı “Fevkalbeşer Sair ve Suskunluğu” yazıldıktan tam 9 yıl sonra yayınlandı.
Bu romanın ilk 3 bölümü 2003 yılında altzine’de birer ay arayla üçleme olarak yayınlanmış ve öykü olarak başlayan bu hikayenin daha uzun soluklu bir çalışmaya evrileceğini anlayan İzgeç, 2003 sonunda romanını tamamlamış. Fakat o dönem yayınlanma şansı bulamayan dosya gün yüzüne çıkmak için Nisan 2012’yi beklemek durumunda kalmış. Ayrıntı Yayınları tarafından basılan bu ilk kitap 3 farklı zamanda Aynalı Ejder Tarikatı’nın peşinde olan 3 farklı kişinin hikayesini anlatıyor.

Roman boyunca geçmiş, bugün ve gelecek zaman arasında zik zak dokuyarak ilerliyoruz. Geçmişte yaşayan cellat karakteri, II. Murat döneminde yaşıyor. Gelecek zamandaysa kahramanımız bir dedektif. Günümüze ait olan yazar/ressam ise akıl hastalığıyla boğuşan yarı deli bir kişi ve İzgeç yer yer romanın bu kahramanın aforizmaları olduğu yanılsamasına düşürüyor okurları. Bu algı şaşırtması da kurguda içe doğru bir kırılma yaratıyor. Tıpkı romanda peşine düşülen Aynalı Ejder Tarikatı’nın hakikati aynalar yoluyla insanın kendisinde bulduğuna inanması gibi, İzgeç de romanı yarı deli bir yazarın sayıklamalarıymış yanılmasını yaratarak kendi içine hapsediyor.

“Tek emelleri yeryüzündeki tüm dinleri, inançları ve beşeri birleştirip ebedi huzur ve sulhu sağlamaktı.”[i] Romanın ana eksenini oluşturan Aynalı Ejder Tarikatı bu amacına ulaşmak için müritlerine önce yüzlerce kitaptan oluşan bir kütüphanedeki tüm kitapları okutuyor. Dünyanın bilgisini okuyarak sindiren müritler bilgilerin çıkış ve varış kaynağını kendilerinde bulacakları inancıyla her yanı aynalarla çevrili bir odada aylar boyu yalnız bırakılıyor. Bu esrarengiz yeraltı örgütünün yüz yıllar süren hikayesinin peşine  ilk olarak 1400’lü yıllarda düşüyoruz. Bu dönemin tasviri, ilk karşılaşmada İhsan Oktay Anar romanlarını hatırlatsa da bu etki uzun sürmüyor. Romanın bu bölümünde, şiddet hayatının gündelik bir öğesi olan bir cellatın arınma yolculuğuna şahit oluyoruz. Cellat aynı zamanda bir aile babası ve bu kendini keşfetme yolculuğu boyunca zamanın değerlerinden farklılaşan bir bakış açısı edindiğine sayfalar ilerledikçe şahitlik ediyoruz.

Gelecek zamandaysa daha yaratıcı ve ürkütücü bir tasvirle karşı karşıyayız. Bu noktada İzgeç tarafından oluşturulmuş yeni hayat kurgusunu biraz daha görmek isterdim. Bu sefer şiddet doğallıkla  hayatın gündelik bir öğesi haline gelmiş. Bu dönemdeki yolculuk bir arınmadan ziyade kaçma kovalama. Polisiye bir merakla okuduğumuz bölümlerin ayrıntılandırılması ve biraz daha anlatılması okuma tadını daha da arttırabilirmiş.

Günümüzde geçen bölüm ise yine bir yolculuk fakat bu seferkini karakterin zihni içinde yapıyoruz. Mekânsal olarak somut bir değişiklik yok. Genellikle durum değişiklikleriyle bölüm ilerliyor ve giderek karakterin zihnine gömülüyoruz.

Paralel kurguların ve kahramanların bir tema etrafında farklılaşan hikayelerinin ortak noktası merakları ve arayışları… İzgeç’in keşke biraz daha olsaydı dedirten canlı dili ve yeni düzenler yaratabilen hayal gücü, okumanın sonunda size yeni bir yazar keşfetmenin ve bir sonraki eserlerini beklemenin heyecanını yaşatacak. İnternet sitesinde, ikinci romanı Bozadam ve öykü kitabı Kurtlara Karışmak üzerine çalışmakta olduğu yazıyor. Bu sefer en kısa zamanda yayınlanması dileğiyle diyelim.

[i] Ömer İzgeç, Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu, sf 64, Ayrıntı Yayınları

* altZine