Sus

gifumblr_nalhumKiXh1qmo05qo1_400

Yazarın cesedinin yanında tuğla var. Sus tuğlası. Nasıl ki kaldırım taşının hakikatini ona başını koyan evsizler bilir, sus tuğlasının ağırlığını da onu aylarca göğsünde taşıyarak yazan bilir. Vay! Yazanın masasında duman var. Sigaradan mamûl değil lâkin, düşünceden ibâret. Kalsın orada, yazar kafasını içine soksun. Hatta bir bulut olsun o duman, yazar orada yaşasın şimdi. Yanıt bulunmasın düşünce bulutunda, yalnızca sorular çoğalsın. Dışarısı çirkin çünkü. Yazarın elinde çekiç var. Vursun kelimelere, inletsin; indirsin yüreğine, titretsin; çarpsın masaya… Sessizlik lütfen. Son cümle bitince, yazar da son nefesini versin artık, cesedi masada kalsın. Vah! Kelimeler el ele, bir hercümerç, bir gizli nizam, firar etsin. Yazarın odasının kapısı örtülü olmalı. Aman ha, dirilip de çıkar dışarı, alkış sesine varmak ister. Amenna, makyaj yaparlar bu cesede, tütsüleyip mis kokuturlar. Tuğlasının üzerinde de yükselir, bakar uzaklara. Diğerleri ne yapmakta, ne konuşmakta, kim kiminle, kim… Ah! Olur mu olur, dumanı da asıverir boynuna. Dumanın ardından gizemli yazar pozu vermeli tabii. Elinde de çekici: ben dedim, ben anlattım, bana sorun, beni görün, beni dinleyin, ben… Of! Yazanın odasının kapısı kapalı kalsın. Ama ölüler de sıkılır. Sıkılmasın. Arada camdan baksın, gökyüzünde süzülen alaca cümlelerini izlesin, bizi görsün. Gülümseyin. Kelimeler hepimizden canlı.

Ocak 2015,  Deliler Teknesi/Aykırı Kuş