Öldürmeden Arınmayanlar*

Necati Eker

2014 yapımı “Arınma Gecesi: Anarşi” filminde senenin bir günü suç işlemek serbesttir. Gecenin arifesinde herkes işlerinden çıkıp evine gecikmemeye bakar ve adeta bir bayram tebriği gibi “stay safe” diyerek vedalaşırlar. 2023 Amerikası’nda geçen hikayede hiç suç işlenmemekte, işsizlik seviyesi minumum seviyede ve neredeyse hiç yoksul yoktur. Bu denge ise işte bu arıınma gecesi sayesinde sağlanmaktadır. İnsanlar bu kutsanmış günde cinayet işleyerek arındıklarını düşünmektedirler. Sokağa çıkıp çatışma riskini göze alamayan zengin kesim ise o gün için cinayet işleyebilecekleri kurbanları para ile satın alırlar. Tüm bunlar hükümetin yoksulları katletme politikasından başka bir şey değildir.

Arınma Gecesi cinayetlerine benzer bir durum “Yedinci Ay” cinayetleri ile Bozadam’da mevcut. Daha vahimi bir ay sürmesi. Kitabın belirsiz bir zaman ve mekanda geçtiğini düşünürsek bu ayın ne kadar zamanlık bir süreç olduğunu bilemiyoruz. Bildiğimiz bu hikâyede hükümetin yerini Madam alıyor. Hükümet gibi kadın sözü boşuna söylenmemiş olsa gerek, Madam gerek cüssesiyle gerekse kitleyi hipnoz gücü ve zalimliğiyle gerçekten de hükümet gibi. Filmden farklı olarak Bozadam’da öldürenler arınırken öte yandan acı çektirdikleri kişilerin de arındıklarını düşünüyorlar… Bu aynı zamanda tüm zamanlar boyunca yabancısı olmadığımız ırk-mezhep-din vs gibi ayrılıkları, ötekileştirmeyi de içeriyor. Yazar; ötekileştirmeyi bir fanusa koymuş ve yıkımlarının dehşetini net görebileceğimiz bir ekosistem sunmuş bize…

Kitapta büyüleyici bir atmosfer oluşturulmuş. Göl var, orman var, ada var, sis var ve öyle güzel tasvir edilmişler ki neredeyse ortamın nemini soluyor, Aktar’ın dükkanı önünden geçerken baharatların kokusunu duyabiliyorsunuz… Aşinası olduğumuz bu can sıkıcı konu; böylesine fantastik bir ortamda sunulmasaydı ve kahramanımız Es ile birlikte maceralara dalmasaydık belki de bir kez daha çekilmezdi… Okurken bir yapımcı yüklü bir bütçe ayırsa da iyi bir yönetmen tarafından (mesela Tim Burton) çekilse diyebilirsiniz. Bir o kadar da sinematografik.

Kitabın ilk başlarında, çeviri best seller romanlara benzer bir tat aldım. Bu hem biraz dilin kullanımı ile ilgiliydi hem de gizemin dinamik tutulması ve heyecanda bırakan bölüm geçişleri ile ilgili. Bu elbetteki sürekleyici kitap tutkunları için bir dezavantaj değil. Yazarın ilk kitabı Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu’nu okuyanlar içinse ilk başlarda (günlük yaşamda çok duymadığımız sözcüklerin kullanımı zenginlik katsa bile) hafif gelebilir ama eminimki bir süre sonra onlar da kendilerini hikayeye kaptıracaklar ve sürpriz sondan hoşnut kalacaklardır…

* aLTERNATİF Haber Sayfası