Fevkalbeşer Sair Bey ve Suskunluğu Üzerine*

Dün, bugün ve yarın… Ejderhalar, aynalar ve bilgeliğe giden yolda suskun arayışlar… Ömer İzgeç’in romanında bize eşlik ediyorlar.

Üç ayrı zaman diliminde, birbirinden farklı ama aynı, bağımsız ama bağlı kahramanları ile yolculuğa çıkıyoruz. Osmanlı devrinde pek de sıradan olmayan bir cellat, günümüzde beyazdan nefret eden bir ressam ve gelecekte gerçeği arayan bir dedektif ile.

Bu tür karakterler diğer pek çok eserde görülebileceğinden, çok ilginç sayılmayabilir. Fakat böyle düşünmek yazarın hakkını yemek olacaktır. Birkaç sayfa içinde kurulan üçlü zaman kurgusu, özellikle kitabın ortalarında okuyucuyu kurtulması mümkün olmayan üç urgan gibi sarmakta. “Birazdan ne olacak, gelecekte ne karşılık bulacak” soruları zaten çok da hacimli olmayan romanın sonuna doğru hızlıca koşturmakta bizleri.

Öyle detaylı dil oyunlarına girmeden, noktalama icat etmek için cümleleri zorlamayan yazarımız, yeri geldiğinde okuyucuyu derinden etkileyen cümleler serpiştirebiliyor. Zamanı renklerle ifade eden bir ressamla tanışmak, bir satırı iki kere okumaya ve takdir seslerini içinizden geçirmeye sebep olabiliyor.

Dedektifimiz ve gelecekteki dispotik varoluş, bize çok da yabancı değil. Daha önce defalarca işlenmiş bir tema. Ama burada yazarın ufak tefek dokunuşları mevcut. Fakat bu dokunuşlar, yani gölge insanlar ve karanlık bir dünyaya olan katkıları çok irdelenmemiş. Bu tür bir yan hikaye kitabın sayfa sayısını arttırabileceği gibi, okurun hızını da kesebilirdi belki. Yine de bu denli bir malzemenin işlenmemiş hissettirmesi bir “keşke” dedirtiyor okura.

Farklı zaman dilimindeki hikayeler birbirine bazen bariz, bazen de minik ve gizli bağlanmış. İslam tarihindeki tarikatlerden bahsedilen satırlar için belli ki oldukça araştırılmış, konuyla ilgili bağları kurulmaya çalışılmış. Belki meşum tarikatımızın bunlardan biri ile daha benzer olması ve bunun sebepleri de irdelenebilirdi diye, yine okurda bir “keşke” iç çekmesi yaşatıyor.

Bölüm aralarındaki çizimler pek çok yerli kitabımızda bulunmayan bir güzellik. Burada da yayınevine ve Serhan Yüzer’e teşekkür edebiliriz sanırım.

Kitabın sonuna doğru urganlar birleşip, hikayemiz sona ermeden az önce yazarın kısacık araya girmesi, benim gibi daha önceden bu yaklaşımdan oldukça dili yanmış bir okuru az da olsa rahatsız etti. Bu nedenle 3 kere başlayıp 4 kere bitiremediğim bir kitabı evdeki tozlar arasında boğup, çok sevdiğim başka bir kitabın sonunu hafızamdan silmemin önyargısı etkili olabilir. Her suçu da Ömer İzgeç’e atmayalım.

Romanın finaline dair zevk kaçırıcı ipuçları vermemeye çalıştığımızdan detaya giremesem de, daha önceden bu türde sonlarla karşılaşmış bir okuru çok da hayretlere gark etmiyor. Fakat bu örgülerin sonunun gelmesi, arka kapağın kapanması da başka şekilde olamazdı, buna ejderler izin vermezdi en başta.

Pek çok güzelliği ve özgünlüğü, burada anlatamayacağım detayları barındıran, yarısından sonra oldukça akıcı olan bu kitabı tavsiye ederim, nasıl etmem? Kendim bir oturuşta ve bir büyük kahvede bitirmişken hele?

Osmanlı’dan geleceğe uzanan bir aynalı ejderha sizi bekliyor, sırtına binmeye gönlünüz var mı?

* Medium kitap sitesi