ResulKitapResul (2006), Madde Kara şiir kitabıyla bilinen Hüseyin Kıran’ın ilk düzyazı verimidir. Kıran’ın yapıtlarından bahsederken, bilinen anlamıyla roman üzerine bir kez daha düşünmek gerekir. Resul’de ve yazarın bir sonraki romanı Gecedegiden’de okur daha ilk satırlarda sınanır, okuma eylemi üzerine düşünmek zorunda bırakılır. Mesele bir şey anlatmak olduğu kadar, anlatıyı mümkün kılan dilin kendisidir de. Yüzyıllar önce bulunan dil kullanılmış, dönüştürülmüş, sosyal yaşamın bir sonucu olarak içi boşaltılmıştır. Şiir ve düzyazılarından, Kıran’ın yozlaşan dili kırıp kendine yeni bir kulvar açmak peşinde olduğu anlaşılabilir. Yeni bir anlatı kulvarı bulmak ise verili dilin olanaklarını zorlamak ama yine de anlaşılırlık sınırının içinde kalmaya çalışmak demektir; zira okunamaz bir metin, metin değildir. Farklı bir dil arayışının anlatının kendisiyle, yazarın meselesiyle örtüşünce bir anlam kazandığını düşünürüm. Tam da bu noktada, Resul’deki varoluş sancısı çeken, fiziksel ve ruhsal işkenceyle örselenmiş, güvenlikle ilgili takıntısı olan bir bilincin çırpınışlarını aktaran dil ve anlatı tarzı yerindedir, özgündür, çetrefildir.

etÖzellikle son yıllarda sosyal medyanın yaygınlaşması, hayvan istismarının kullandığımız kozmetik ürünlerden yatağımızdaki yastığa, tabağımızdaki yemeğimizden içtiğimiz kahveye, giydiğimiz ayakkabıdaki deriden tükettiğimiz süte yaşantımızın bir parçası olduğunu daha görünür kıldı. Türümüzün bu dizgesel zulmü ülkemizde de son dönemlerde tartışılmaya başlandı. 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde paylaşımlar arttı, müşterek bir bilinç oluşturmaya teşne tek tük topluluklar eylemlerini sokağa taşıdılar. Ve sonra… Memlekete yine kurban bayramı geldi ve sokaklar bir kez daha kana bulandı. Uluorta, her türlü ezayla hayvan kesimini dini bir vecibe, tanrıya yakınlaşma olarak benimsemişlerle, bu eziyete farklı nedenlerden dolayı karşı olanlar arasında bir atışma başladı. Hayvanlar bir kez daha “kurban bayramı karşıtları” ile “dini vecibelerini yerine getirmek isteyen muhafazakârlar” arasındaki ideoljik bir kavganın nesnelerine indirgendi, asıl münâkaşa edilmesi gereken perdelendi.

Her şey tekerleğin icadıyla başladı. Tekerleğin Mesocricetus Auratus (hamster) ile birlikteliğine varan yolda medeniyet dediğimiz illet hızla yol alırken, insan ormandan ve özünden ayrı düştü.

Birlikte yaşadığı hayvanları evcilleştirdi, her geçen gün artan gündelik işlerinde kullandı. Gittikçe yeryüzünün diğer sakinlerinden kendini üstün gören insan, hayvanı bir eşya gibi algılamaya başlarken farkında dahi olmadan doğadan uzaklaştı, kendine taşlardan barınaklar yaptı, betonla füsunkâr bir sevdaya tutuldu, ağaçları kestikçe gücünü onadığını sandı. Palazlandı, doğaya hükmettikçe kendi gücünün etkisiyle esridi, diğer canlılara ezayı yaşamının bir parçası haline getirdi. Hayvanları kafeslere tıkıp toplu hapishaneler inşa etti, girişine gişeler koydu. Anneler, babalar haftasonları çocuklarının ellerinden tutup eğlence ve eğitim amaçlı bu hapishanelerin yollarını tuttu. Maymuna fıstık atıldı, lamayla fotoğraf çektirildi, filin ayağındaki prangayı görmeden büyük kulaklarıyla ilgilenildi. Çocuklar sirklerde köleleştirilmiş, mutsuz ve şaşkın takla atan köpeği çok sevdi. Bitap düşmüş sersefil atlar çektikleri faytonlarla sevgilileri romantik gezilere çıkartırken uygar insan aşk üzerine romanlar yazdı, hayvan dostlarını unuttu. Medeniyet çağının maskaraları dört ayaklılardı.

1174954_10103719034012904_926189203_nKuyruk ve Köpek

1997 yılı yapımı “Wag the Dog” (Köpeği Salla) Türkçeye “Başkanın Adamları” olarak çevrildi. Film, seçimlerden önce Amerikan başkanının karıştığı skandalı örtbas etmek için seferber olan bir yapımcı ve reklamcının sunî bir savaş tezgâhlamasını konu alıyor. Yapım ismiyle, iletişimin bilinen “medya mı toplumu yönlendirir, yoksa toplum mu medyayı” sorusunun bir güzellemesidir. Medya-toplum sorusunun teorik anlamda bir geçerliliği olsa da, dünyanın farklı yerlerinde yaşananlar gösteriyor ki aslında kuyruk köpeği sallıyor ve bu da bilinen sualin aşikâr yanıtına işaret ediyor. Televizyon savaş başlamış diyorsa öyledir, eğer aynı televizyon savaş bitti diyorsa bitmiştir. Filmde Başkanın Adamları da kısa zamanda bir takım oluşturur ve topluma bu uydurulmuş savaşı kanıksatmak, tahkimat sağlamak, dolayısıyla gündemi değiştirmek için medyanın tüm kanallarını seferber ederler. Reklamlar hazırlanır, haberler yapılır, ünlü sanatçılara müzikler besteletilir, toplumsal birlikteliği arttıracak gündelik eylemler düzenlenir. Tanıtım afişinde de belirtildiği gibi “gerçekler, adalet ve diğer özel efektler hakkında” bir filmdir “Wag the Dog”. Öyle ya, bir filmdir.