Denetim Altindaki Bedenler

etÖzellikle son yıllarda sosyal medyanın yaygınlaşması, hayvan istismarının kullandığımız kozmetik ürünlerden yatağımızdaki yastığa, tabağımızdaki yemeğimizden içtiğimiz kahveye, giydiğimiz ayakkabıdaki deriden tükettiğimiz süte yaşantımızın bir parçası olduğunu daha görünür kıldı. Türümüzün bu dizgesel zulmü ülkemizde de son dönemlerde tartışılmaya başlandı. 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde paylaşımlar arttı, müşterek bir bilinç oluşturmaya teşne tek tük topluluklar eylemlerini sokağa taşıdılar. Ve sonra… Memlekete yine kurban bayramı geldi ve sokaklar bir kez daha kana bulandı. Uluorta, her türlü ezayla hayvan kesimini dini bir vecibe, tanrıya yakınlaşma olarak benimsemişlerle, bu eziyete farklı nedenlerden dolayı karşı olanlar arasında bir atışma başladı. Hayvanlar bir kez daha “kurban bayramı karşıtları” ile “dini vecibelerini yerine getirmek isteyen muhafazakârlar” arasındaki ideoljik bir kavganın nesnelerine indirgendi, asıl münâkaşa edilmesi gereken perdelendi.

Carol J. Adams Etin Cinsel Politikası kitabında başta hayvanların ve kadınların hedefi olduğu bu indirgemeyi “kayıp göndergeler” tanımıyla açıklıyor. Bu kavramın meşum niteliğini anlamak için ise kitabın etrafında döndüğü zihin açıcı kavramları ziyaret etmek gerekiyor.

Eril Dünyanın Etleri

Etin Cinsel Politikası’nda özetle erkek şiddeti, kadın düşmanlığı, et yeme kültürü ve militarizm arasındaki bağlantılar üzerinden bir kuram geliştiriliyor. Kitap faşizmin üzerinde yükseldiği türcü ve cinsiyetçi düşünceye, günlük yaşantımızın her evresine girmiş olan hayvan istismarına farklı (ve özü gereği kısıtlanmış) bir pencereden bakarak erkek egemen kültürün çözümlemesini yapıyor. Carol J. Adams ilk baskısı 1990’da yapılan bu önemli yapıtında eril kültürün tahlilini hayvanlar ve kadınlar üzerinden yürütüyor. Isaac Bashevis Singer’ın “Diğer yaratıklara karşı tavırları söz konusu olduğunda bütün insanlar Nazidir” söylemine bir dipnot düşüyor, hayvandan insana yeryüzündeki tüm şiddetin başat sorumlusunun eril kültür olduğunu iddia ediyor. Kitaptaki feminist söylem yer yer baskın hale gelse de Adams tüm savlarını sağlam bir zemin üzerine inşâ edip meramını usulca, aşırılıktan uzak bir şekilde ifade ediyor.

Adams’ın anlatmak istediklerinden birisi de feminizmin vejetaryenlik ile kol kola yürümesi gerektiği, öz bakımdan aslında bu iki kavramın birbirlerini yankıladığı. Kitaptaki çıkarsamalar, hayvanların ete indirgendiği ve et tüketiminin zorunluluğu (gerekliliği) miti etrafında palazlanan eril kültürde her on yedi saniyede bir vuku bulan tecavüzün mağduru olan kadınlar ile çiftliklerde esir edilip mezbahalarda katledilen hayvanlar arasında ayan bir bağlantı olduğuna işaret ediyor. Metin bu kurulan bağlantının merkez noktalarından birine ise erkeklik inşasının önemli bir parçası olan bedenleri denetim altında tutmak arzusunu yerleştiriyor.

Çarpıtılan Dil

Bu yazının başında belirtilen “kayıp göndergeler” ise eğilip bükülen, çarpıtılan bir dilin vasıtasıyla oluşturuluyor. Eril kültürün beraberinden getirdikleri, kavramların içini boşaltarak algıyı saptıran bir dilden besleniyor. Adams kitabında bu türcü (insanmerkezci) ve cinsiyetçi dilin izini sürerken bize dilin tarafsız olmadığını, onun yalnızca düşünceleri taşıyan bir araç olarak algılanmaması gerektiğini, bizzat düşünceleri şekillendirdiğini gösteriyor. Cennetten Kovuluş efsanesinden başlayarak hayvanların insanların hizmetini görmesi için yaratıldığı söyleminin tarih boyunca tekrarlanarak bu algı kaymasına destek olduğunu saptıyor. Bahsedilen eril kültürün efsane ve öğretilerinde kadının da erkekten aşağı, bir hizmet ehli olarak biçimlendirilerek aynen hayvan gibi “birisi” olmaktan çıkıp “bir şey”e indirgendiği görülüyor. Çıplak kadın bedeni piliçle özdeşleştirilirken, reklamlarda et yemek erkekliğin nişanesi olarak toplumun bilincine işleniyor. En basitinden “ceset yemek” yerine “et yemek” diyiyoruz ki bu bile hayvanları kayıp göndergelere dönüştürüyor, Adams’ın dil üzerine yaptığı vurguya bariz bir örnek teşkil ediyor. Adams, Noreen Mola’dan alıntılayarak evlerini hayvanlarla paylaşanlar için kullanılan “sahip” kelimesinin köleliği anıştırdığını, bunun yerine “dost”, “refakatçi”, “yoldaş” kelimlerinin tercih edilmesi gerektiğini öneriyor. Hayvanların, insanların eylemleri sonucu acı çekmesinden ya da ölümünden bahsederken kullanılan “uyutmak”, “ötenazi”, “kurban etmek”, “sürüyü seyreltmek” gibi tanımlamaların uygulanan şiddeti maskelediğine dikkati çekiyor. Gündelik yaşama sızan böylesi bir dil yardımıyla kadın bedeninin eğlenceye hizmet ettiği pornografiden, hayvanların eğlence nesnesi olarak kullanıldığı sirklere, tahakkümün ve şiddetin meşrulaştırıldığına işaret ediyor. Birçok ataerkil toplumda etin gücü arttırdığı, erkeklik özelliklerinin et yiyerek elde edildiği inancının boy gösterdiğini görebiliriz. Böylesi toplumlarda günlük dil şiddeti meşrulaştırma işlevini yerine getirirken, görünür olan çarpıtılarak, sözcüklere yeni anlamlar yüklenerek ve biteviye söylemlerle bilinçaltı zehirlenirken modern “et üretim” merkezlerindeki görünmeyen (gösterilmeyen) zulüm şiddetini arttırıyor. Hayvanlar, besinini kendi üretmeyen şehir insanın algısında bir canlı olmaktan çıkıp ete (besine) dönüşürken, kadın bedeni de eril kültürün yönettiği pornografi, reklam, medya sektörü tarafından parçalanarak benzer kaderi paylaşıyor. Kitap değişimin kullanılan dilden başlayacağını savunuyor.

Etin Cinsel Politikası

Modern tüketim toplumu palazlanıp genişledikçe ve sanayileşme bir parazit gibi tüm dünyayı ele geçirdikçe, hayvanlar kadar kadınların ve çocukların da kapitalizmin kurbanı haline geldiğine görüyoruz. Oluşturulan bu ezilenler dünyası ise Etin Cinsel Politikası’nda saptadığı gibi eril söylemle, reklamlarla, günlük yaşama sızan (ve dahi onu şekillendiren) dille, yeniden tanımlanan değer yargılarıyla perdelenip üzerine renkli görüntüler düşürülüyor. Kitap bu üzerinde renkler gezinen perdeye bir delik açıyor. Etin Cinsel Politikası her satırında perdenin arkasında vuku bulanları görmek isteyenler için sarsıcı ama bir o kadar da zihin açıcı bir davete dönüşüyor. Bir kara deliğin ardındaki zulmete bakarak aydınlanmak isteyenler için…

2 Aralık 2013, BirGün